He shared an explainer to introduce the company's new policy online.
Şirketin yeni politikasını tanıtmak için internette bir açıklayıcı video paylaştı.
Our marketing team produced an explainer to attract more customers.
Pazarlama ekibimiz, daha fazla müşteri çekmek için bir açıklayıcı video hazırladı.
Feynman gained a reputation for being able to explain complex elements of theoretical physics in an easily understandable way, and was sometimes referred to as "The Great Explainer".
Feynman, teorik fiziğin karmaşık unsurlarını kolayca anlaşılabilir bir şekilde açıklayabildiği için ün kazandı ve kimi zaman "Büyük Anlatıcı" diye anılır oldu.
They created an explainer that helps users understand the product's benefits.
Kullanıcıların ürünün avantajlarını anlamasına yardımcı olacak bir açıklayıcı video hazırladılar.
The explainer helped me understand how the new app works quickly.
Bu açıklayıcı video, yeni uygulamanın nasıl çalıştığını hızla kavramama yardımcı oldu.
I watched an explainer about climate change yesterday.
Dün, iklim değişikliğiyle ilgili bir açıklayıcı video izledim.
During the tour, the explainer provided detailed information about each artwork.
Gezi sırasında açıklayıcı, her bir eser hakkında ayrıntılı bilgiler verdi.
The explainer's job involved translating technical jargon into simple explanations.
Açıklayıcının işi, teknik jargonu sade ve anlaşılır ifadelere dönüştürmeyi içeriyordu.
The explainer made the complex topic easier to understand for the audience.
Açıklayıcı, zor konuyu dinleyicilerin daha rahat anlayabileceği bir hâle getirdi.
The explainer broke down the legal terms into everyday language for easier understanding.
Açıklayıcı, hukuki terimleri daha rahat anlaşılması için günlük dile uyarladı.
After watching the explainer, she felt confident about using the technology.
Açıklayıcı videoyu izledikten sonra, teknolojiyi kullanma konusunda kendine güveni geldi.
The teacher showed an explainer to illustrate the science experiment.