Oh, hell yeah, and this here Is just like a little collar for your finger.
Tabii ki, oradaki şey de... parmağın için minik bir tasma sayılır.
Still going to the bar, right? Oh, hell yeah.
Yine de bara gideceğiz, değil mi? - Tabii ki.
Yeah? - Well, hell yeah.
Öyle mi? - Evet kesinlikle.
Oh, hell yeah, it's necessary.
Oh, tabii ki, gerekli.
Were those real agents? - Oh, hell yeah.
Onlar gerçek ajanlar mıydı? - Tabii ki.
You good with this? Oh, hell yeah!
Bu sana uyar mı? - Tabii ki!
hey, cody, can we give lindsey a ride home? uh, hell yeah we can.
Cody, Lindsey'i evine bırakabilir miyiz? - Tabii ki bırakabiliriz.
You in, Peter? Oh, hell yeah, I'm in!
Sen de var mısın, Peter? - Tabii ki, varım!
And the answer is, hell yeah.
Ve cevap, lanet olsun evet.
If I had the chance, hell yeah.
Tekrar fırsatım olsa, evet, kesinlikle.
Of course, if the guy can pay me, hell yeah.
Eğer adam parasını öderse bana uyar.
Well, hell yeah, you can have internet friends.
Yani evet, üzgünüm rastgele internet dostları.
I know you think you made mistakes, and hell yeah, you did.
Hatalar yaptığını düşünüyorsun ve evet, yaptın.