It is a place where many roads and many lives intersect.
Burası, birçok yolun ve hayatların kesiştiği bir yer.
Some claim this theory is where science and theology intersect.
Bazıları bu teorinin bilim ve teolojinin kesiştiği yer olduğunu iddia eder.
The kite's diagonals intersect at right angles, a key characteristic in math.
Uçurtgenin köşegenleri, matematikte önemli bir özellik olan dik açıyla kesişir.
Both themes intersect in the effort to control the creation of human life.
Her iki temalarda insan hayatının oluşturulması yönünde olan çabalarında kesişir.
At the junction, different train lines intersect, allowing passengers to transfer.
Makasta farklı tren hatları kesişiyor ve yolcuların aktarma yapmasına imkân tanıyor.
The subway lines intersect underneath the city, allowing easy transfers.
Metro hatları şehrin altında kesişiyor, bu da aktarma yapmayı kolaylaştırıyor.
Several hiking trails intersect in the national park, creating many route options.
Milli parkta birden fazla yürüyüş rotası kesişiyor, bu da pek çok güzergâh seçeneği sunuyor.
If you draw a line between all the sightings, they intersect right here.
Tüm görülen yerler arasına bir çizgi çekersen, hepsi burada kesişiyor.
All of the nodal connections intersect in holodeck three.
Tüm düğüm bağlantıları sanal güverte üçte kesişiyor.
The main highway and the service road intersect near the shopping center.
Ana otoyol ile servis yolu alışveriş merkezinin yakınında kesişiyor.
Signaling is mandatory where rural bicycle bands intersect with other roads.
Kırsal bisiklet bantlarının diğer yollar ile kesiştiği zorunlu hallerde sinyalizasyon yapılması zorunludur.
The borders of the three countries intersect at a single point in the mountains.
Üç ülkenin sınırları dağların içinde tek bir noktada kesişiyor.
Well, anthropologically speaking, chocolate and violence often intersect.
Antropolojiye göre çikolata ve şiddet sık sık kesişir.