The government tried to suppress the news to avoid public panic.
Hükümet, halk arasında panik çıkmaması için haberi bastırmaya çalıştı.
A sudden disturbance in the crowd caused panic and confusion.
Kalabalığın içindeki ani bir kargaşa panik ve karmaşaya yol açtı.
Having a clear escape plan can reduce panic in dangerous situations.
Net bir kaçış planının olması, tehlikeli durumlarda paniği azaltabilir.
In a panic, he searched everywhere for his missing passport.
Panikle kayıp pasaportunu bulmak için her yeri didik didik aradı.
The sinking ship caused panic among all the passengers aboard.
Batan gemi, gemideki tüm yolcular arasında paniğe yol açtı.
Once panic hits the crowd, there's no stopping the chaos.
Panik kalabalığı sarınca, ortaya çıkan kaosu onu kimse durduramaz.
A fear campaign can sometimes lead to unintended consequences and panic.
Bir korku kampanyası bazen beklenmedik sonuçlara ve paniğe yol açabilir.
The sudden bomb blast caused panic among the nearby pedestrians.
Ani bomba patlaması, çevredeki yayalar arasında paniğe yol açtı.
His suffocating panic prevented him from taking a deep breath.
Onu saran boğucu panik, derin bir nefes almasını engelledi.
Fear sometimes warps rational thinking and leads to unnecessary panic.
Korku bazen mantıklı düşünmeyi bozar ve gereksiz paniğe yol açar.
A silent alarm can prevent panic by notifying security discreetly.
Sessiz bir alarm, güvenliği sessizce uyararak panik çıkmasını önleyebilir.
A cracked alarm blared suddenly, causing panic in the building.
Birden çalan o çatallı alarm, binada büyük bir panik yarattı.
After the initial panic, her fear started to subside gradually.
İlk panik geçtikten sonra, içindeki korku yavaş yavaş azalmaya başladı.