They faced subverting consequences after launching attacks on the administration.
Yönetime saldırılar başlattıktan sonra, yaptıklarının yıkıcı sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kaldılar.
Their subverting tactics led to the collapse of the established order.
Onların yıkıcı taktikleri, yerleşik düzenin çökmesine yol açtı.
Multiple setups and subverting the jump cuts in such a bold way.
Birden fazla kurulum ve atlama kesintilerini böylesine cesur bir şekilde altüst etmek.
Sometimes that required extreme violence, but other times it was done by softer measures, like subverting elections and withholding desperately needed food.
Bunun için bazen aşrı şiddet uygulamak gerekti, fakat başka zamanlarda aynı şey seçimleri altüst etmek ve son derecede ihtiyaç duyulan gıdaları da elde tutmak gibi daha yumuşak tedbirlerle yapıldı; bundan pek az bahsedilir.
The subverting forces quickly destroyed the old regime's authority and control.
Yıkıcı güçler, eski rejimin otoritesini ve kontrolünü çok kısa sürede yerle bir etti.
A subverting influence spread throughout the community, weakening its unity.
Yıkıcı bir etki tüm topluluğa yayıldı ve birliğini zayıflattı.
He was accused of using subverting methods to destabilize the government.
Hükümeti sarsmak için yıkıcı yöntemler kullanmakla suçlandı.
The subverting impact of corruption decayed the foundation of society.
Yolsuzluğun yıkıcı etkisi, toplumun temelini çürüttü.
The subverting campaign successfully undermined public trust in officials.
Yıkıcı kampanya, halkın yöneticilere duyduğu güveni başarıyla aşındırdı.
The subverting plan aimed at dismantling the entire organization's structure.
Yıkıcı plan, kurumun bütün yapısını parçalayıp dağıtmayı hedefliyordu.
But Republicans have had no monopoly on subverting democracy and the rights of working people.
Ancak Cumhuriyetçiler, demokrasiyi ve çalışanların haklarını altüst etmek konusunda tekele sahip değillerdi.
The subverting tactics weakened the government's control over the region.
Her subverting speeches inspired others to question the authorities openly.
Onun düzen karşıtı konuşmaları, başkalarını da açıkça otoriteyi sorgulamaya teşvik etti.