So ordered, peaceful and there's no crime, because any sort of wrongdoing is punished without a shred of mercy.
Çok düzenli, huzurlu ve yapılan her tür yanlış zerre merhamet gösterilmeden cezalandırıldığı için suç işlenmiyor.
Reporting wrongdoing at work is often seen as a moral duty.
İş yerinde yanlışları bildirmek, çoğu zaman ahlaki bir yükümlülük olarak görülür.
Thus they have certainly come out with wrongdoing and falsehood.
Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler.
For I the Lord love justice, I hate robbery and wrongdoing.
Çünkü Ben Rab adaleti severim, nefret ederim soygun ve haksızlıktan.
In many conflicts, justice will ultimately prevail over wrongdoing.
Pek çok çatışmada, eninde sonunda adalet haksızlığa galip gelir.
Father must know of your wrongdoing and is now executing justice.
Babam yaptığın yanlışları biliyor olmalı ve şimdi de adaleti yerine getiriyor.
Thus they have certainly come out with wrongdoing and falsehood.
Böylece onlar hiç şüphesiz haksızlığa ve iftiraya başvurmuşlardır.
She confessed her wrongdoing to clear her conscience and face justice.
Vicdanını rahatlatmak ve adaletle yüzleşmek için yaptığı yanlışı itiraf etti.
The committee's report completely cleared her name of any wrongdoing.
Komite raporu, onu her türlü usulsüzlükten tamamen temize çıkardı.
To impeach the minister would require strong evidence of wrongdoing.
Bakanın görevden alınabilmesi için ciddi ve güçlü usulsüzlük kanıtları gerekir.
The spying network was dismantled after authorities found evidence of wrongdoing.
Gizli gözetleme ağı, yetkililer usulsüzlüklere dair delil bulunca çökertildi.
The implicated officials quickly denied any wrongdoing during the press conference.
Adı geçen yetkililer, basın toplantısında hızla her türlü usulsüzlüğü reddetti.
They studied the intercepted emails to find evidence of wrongdoing.
Onlar, usulsüzlük kanıtı bulmak için ele geçirilen e-postaları incelediler.