The offer was a mere suggestion, not a binding agreement.
Bu teklif sadece bir öneriydi, bağlayıcı bir anlaşma değildi.
Golden syrup acts as a binding agent in many dessert recipes.
Altın şurup, birçok tatlı tarifinde bağlayıcı malzeme görevi görüyor.
So older victims and a different mode of binding and killing.
Daha yaşlı kurbanlar ve değişik bir bağlama ve öldürme yöntemi.
We saw different clearance patterns, blood binding and other things.
Farklı boşluk kalıpları, kan bağlama ve başka şeyler gördük.
The binding contract limited her ability to work elsewhere during the year.
Bağlayıcı sözleşme, yıl boyunca başka yerde çalışabilme imkanını kısıtladı.
The binding limits on the budget constrained the manager's spending decisions.
Bütçedeki bağlayıcı sınırlar, yöneticinin harcama kararlarını önemli ölçüde kısıtladı.
These binding constraints made it difficult to implement any new policies quickly.
Bu bağlayıcı kısıtlamalar, yeni politikaları hızlıca hayata geçirmeyi zorlaştırdı.
By signing this document, we hereby establish a binding agreement.
Bu belgeyi imzalamakla, aramızda bağlayıcı bir sözleşme tesis etmiş oluyoruz.
The proposal includes binding provisions that require all parties to comply strictly.
Teklifte, tüm tarafların titizlikle uymak zorunda olduğu bağlayıcı hükümler yer alıyor.
She found the binding regulations quite restrictive for her business expansion plans.
İşini büyütme planları için bu bağlayıcı yönetmelikleri oldukça kısıtlayıcı buldu.
This binding law compels companies to adhere to environmental standards strictly.
Bu bağlayıcı yasa, şirketleri çevre standartlarına sıkı sıkıya uymaya zorluyor.
His signature on the document made the agreement binding and enforceable by law.
Belgenin üzerindeki imzası, anlaşmayı hukuken bağlayıcı ve uygulanabilir hale getirdi.
These guidelines are binding on all healthcare providers in the region.
Bu yönergeler, bölgedeki tüm sağlık hizmeti sunucuları için bağlayıcıdır.