The controlled environment in the server room prevents overheating and equipment failure.
Sunucu odasındaki kontrollü ortam, aşırı ısınmayı ve ekipman arızalarını önler.
The seed germinated quickly thanks to the controlled environment inside the growth chamber.
Tohum, büyüme odasının sunduğu kontrollü ortam sayesinde hızla filizlendi.
I mean, safety, quality of life, controlled environment.
Güvenlik, yaşam kalitesi, kontrollü ortam.
This controlled environment gives you a higher yield.
Bu kontrollü ortam size daha yüksek bir verim sağlar.
A controlled environment can only tell us so much.
Sadece kontrollü ortam bize birşeyler anlatabilir.
Eggs don't survive well outside the hatchery's controlled environment.
Yumurtalar, kuluçka tesisinin kontrollü ortamı dışında pek iyi yaşamaz.
The chemistry laboratory offers a controlled environment for studying chemical properties.
Kimya laboratuvarı kimyasal özelliklerin incelenmesi için kontrollü bir ortam sunar.
The physics lab provides a controlled environment to study thermal conductivity.
Fizik laboratuvarı, ısıl iletkenliği incelemek için kontrollü bir ortam sunuyor.
Researchers study plant growth in the controlled environment of the botanic garden.
Araştırmacılar, kontrollü koşullara sahip botanik bahçede bitkilerin büyümesini inceliyor.
The salon's tan bed provides a safe and controlled environment for tanning.
Salondaki solaryum yatağı, bronzlaşma için güvenli ve kontrollü bir ortam sunuyor.
Developers often execute their code in a controlled environment for testing.
Geliştiriciler, test için kodlarını çoğu zaman kontrollü bir ortamda çalıştırırlar.
This meat is produced by artificial means in a controlled environment to ensure safety.
Bu et, güvenliği sağlamak için kontrollü bir ortamda yapay yollarla üretiliyor.
Maintaining a controlled environment improves the quality of manufactured electronic devices.
Kontrollü bir ortam sağlamak, üretilen elektronik cihazların kalitesini artırır.