The dress length was perfect for dancing comfortably at the wedding.
Elbise boyu, düğünde rahatça dans edebilmesi için tam idealdi.
The victory celebration included music, dancing, and fireworks display.
Zafer kutlamasında müzik, dans ve havai fişek gösterisi vardı.
She enjoys pole dancing because it boosts her confidence and fitness.
Direk dansını seviyor çünkü hem özgüvenini hem de formunu artırıyor.
The festival showcased various styles of stage dancing from different cultures.
Festivalde, farklı kültürlere ait çeşitli sahne dansı tarzları sergilendi.
She mastered robotic dancing by practicing stiff, jerky movements every day.
Her gün sert, takılmalı hareketler çalışarak robotik dansta ustalaştı.
With a swift twirl, he changed direction and continued dancing seamlessly.
Çevik bir dönüşle yön değiştirip dansına hiç sekmeden devam etti.
She became a popular entertainer thanks to her singing and dancing talent.
Şarkı ve dans yeteneği sayesinde popüler bir gösteri sanatçısı oldu.
Ritual dancing often involves complex movements passed down through generations.
Tören dansları çoğu zaman kuşaktan kuşağa aktarılan karmaşık figürler içerir.
Ritual dancing plays a crucial role in traditional weddings in many communities.
Tören dansları, birçok toplulukta geleneksel düğünlerin ayrılmaz bir parçasıdır.
The elderly guide the young through ritual dancing steps carefully.
Yaşlılar, gençlere tören danslarının adımlarını büyük bir özenle gösterir.
The neon lights in the roller disco create an energetic dancing environment.
Tekerlekli diskodaki neon ışıkları, enerjik bir dans ortamı yaratıyor.
Square dancing is a popular social event in rural communities.
Kare dansı, kırsal bölgelerde çok sevilen bir sosyal etkinliktir.
During the celebration, table dancing was the highlight of the evening.
Kutlama sırasında gecenin en çok konuşulanı masada yapılan danslar oldu.