An unlocked phone is the devil's playground for curious younger siblings.
Kilitsiz bir telefon, meraklı küçük kardeşler için şeytanın oyun alanıdır.
This chat room at midnight turns into the devil's playground of trolls.
Bu sohbet odası gece yarısından sonra trollerin şeytanın oyun alanına dönüşüyor.
Angelic face, devil's body and also a tennis player.
Melek yüzlü, şeytan vücutlu ve birde tenis oyuncusu.
My brother thinks you all do the devil's work.
Kardeşim sizin şeytan işiyle uğraştığınızı düşünüyor.
You made some devil's bargain to take over this company.
Bu şirketi devralmak için bazı şeytani anlaşmalar yaptın.
You made a devil's pact with the British, their sworn enemy.
Onların ezeli düşmanı, İngilizlerle şeytani bir antlaşma imzaladınız.
With no teacher around, the classroom quickly became the devil's playground.
Öğretmen olmayınca sınıf, kısa sürede şeytanın oyun alanına dönüştü.
He likes playing devil's advocate to spark more honest discussions at work.
İşte daha dürüst tartışmalar başlatmak için şeytanın avukatlığını yapmayı sever.
She often plays devil's advocate so the team considers every possible objection.
Ekip tüm olası itirazları düşünsün diye sık sık şeytanın avukatlığını yapar.
He played the devil's advocate during negotiations, challenging every optimistic assumption.
Müzakereler sırasında her iyimser varsayıma itiraz ederek şeytanın avukatlığını yaptı.
When debates get too one-sided, I usually play devil's advocate intentionally.
Tartışmalar fazla tek taraflı olduğunda genelde bilerek şeytanın avukatlığını yaparım.
Without proper supervision, the internet can become the devil's playground for kids.
Doğru denetim olmadan, internet çocuklar için kolayca şeytanın oyun alanı olabilir.
That abandoned warehouse at night is the devil's playground for bored teenagers.
O terk edilmiş depo gece olunca canı sıkılan gençler için şeytanın oyun alanı.