She devoutly prayed every morning for her family's health.
O, her sabah ailesinin sağlığı için yürekten dua ederdi.
She devoutly thanked everyone who helped her during the crisis.
Kriz sürecinde kendisine destek olan herkese yürekten teşekkür etti.
I really feel devoutly thankful, that there are 1,674 young men who have been carried through college by this lecture who are also glad that I did listen.
Üniversitede bu konferansı dinleyip, şu anda burada benim bu hikayeyi o zaman dinlemiş olmamdan memnun olan 1,674 genç adam olduğu için de gerçekten içtenlikle minnettarlık duyuyorum.
He devoutly listened to the speaker's inspiring words.
Konuşmacının ilham verici sözlerini yürekten, dikkat kesilerek dinledi.
He devoutly believed in the importance of honesty.
Dürüstlüğün önemine yürekten inanıyordu.
She devoutly read the sacred texts every evening before bed.
She devoutly supported her friend's decision despite the challenges.
Karşısına çıkan tüm zorluklara rağmen, arkadaşının kararını gönülden destekledi.
Even the people you so devoutly protect is against you.
Yesterday, I found you praying devoutly in church.
Yarın, seni kilise de dua ederken bulayım.
He devoutly practiced his music to prepare for the performance.
Gösteriye hazırlanmak için müziğini büyük bir adanmışlıkla çalıştı.
She devoutly prayed every morning without fail.
O, her sabah aksatmadan içten bir bağlılıkla dua ederdi.
The community devoutly gathered for prayer every evening.
Topluluk, her akşam dua etmek için derin bir dini bağlılıkla bir araya gelirdi.
He devoutly worked towards achieving his lifelong dream.
Ömrü boyunca kurduğu hayaline ulaşmak için canıgönülden çalıştı.