After the audit, regulators discovered the holding company was just an empty shell.
Denetimden sonra düzenleyiciler, holding şirketinin aslında bir naylon şirket olduğunu ortaya çıkardı.
Investors later realized the high-tech startup was just an empty shell entity.
Yatırımcılar daha sonra sözde teknoloji girişiminin aslında naylon şirket niteliğinde olduğunu anladı.
In reality, the joint venture was just an empty shell without operations.
Gerçekte ortak girişim, faaliyeti bulunmayan bir paravan şirketten ibaretti.
They registered just an empty shell to route payments through a tax haven.
Ödemeleri vergi cennetinden geçirmek için sadece bir paravan şirket tescil ettiler.
The court ruled the association was just an empty shell masking political donations.
Mahkeme, derneğin siyasi bağışları gizleyen bir paravan şirket olduğuna hükmetti.
Their overseas subsidiary is just an empty shell used to move funds around.
Yurtdışı iştirakleri sadece para aktarmak için kullanılan bir naylon şirkettir.
The hermit crab quickly crawled into an empty shell to protect itself.
Keşiş yengeci, kendini korumak için hızla boş bir kabuğun içine saklandı.
Their foreign branch is just an empty shell set up to bypass sanctions.
Yabancı şubeleri, yaptırımları delmek amacıyla kurulmuş bir paravan şirkettir.
The investigation revealed the consulting firm was just an empty shell on paper.
Soruşturma, danışmanlık firmasının kâğıt üzerinde duran bir naylon şirket olduğunu gösterdi.
Breathe your last, be empty shell and by your death...
Son nefesini ver, boş bir kabuk ol ve ölümünle...
Now, we need to fill that empty shell with something.
Şimdi bizim yapmamız gereken, bu boşluğu birşeyle doldurmak.
What we have is an empty shell with no answers.
Elimizde boş bir kabuk var ve hiç cevap yok.
Only an empty shell remains, as a tourist trap.
Sadece bir kabuk kalır, bir turist tuzağı olarak.