Wild geese fly low just above the fields during their migratory path.
Yaban kazları, göç ederken tarlaların hemen üzerinden alçaktan uçar.
Planes often fly up above the clouds during long-distance flights.
Uçaklar, uzun mesafeli uçuşlarda çoğu zaman bulutların üzerine çıkarak uçar.
The author conjures up a world where magic is real and people fly.
Yazar, büyünün gerçek olduğu ve insanların uçtuğu bir dünya tasarlıyor.
Using a rocket launcher to swat a fly is pure overkill.
Bir sineği vurmak için roketatar kullanmak tam bir abartı olur.
He built a model glider that could fly across the classroom.
Sınıfın bir ucundan öbür ucuna uçabilen bir model planör yaptı.
We will fly out early tomorrow morning to avoid the afternoon rush.
Öğleden sonraki yoğunluğa kalmamak için yarın sabah erkenden uçağa bineceğiz.
Parents often fly out to see their children during the holidays.
Aileler tatil dönemlerinde çocuklarını görmek için sık sık uçağa biner.
I wrote that email on the fly while rushing to another appointment.
O e-postayı başka bir randevuya koştururken ayaküstü yazdım.
I spotted a bee fly perched gently on a bright yellow daffodil.
Parlak sarı bir nergisin üzerine nazikçe konmuş bir arı sineği gördüm.
An ordinary mortal cannot fly like superheroes in comic books.
Sıradan bir insan, çizgi romanlardaki süper kahramanlar gibi uçamaz.
She used fly spray to keep the bugs away from the outdoor party.
Açık hava partisinde böcekleri uzak tutmak için sinek ilacı kullandı.
He kept quiet for weeks, then let fly about everything bothering him.
Haftalarca sessiz kaldı, sonra içini kemiren her şeye patladı.
They both let fly during the argument, saying things they later regretted.
Tartışma sırasında ikisi de patladı, sonra pişman olacak şeyler söylediler.