To give absolution to a dying old man.
Ölmek üzere olan yaşlı bir adamın günah çıkarması için.
I heard you give absolution.
Seni dua ederken duydum.
I heard you give absolution.
Seni dua ederken duydum.
Andere resultaten
There is no need... there is no point we give absolutions to each other.
Buna gerek yok... Birbirimizin günahlarını affetmemizin ne anlamı var ki?
There is no need... there is no point we give absolutions to each other.
Buna gerek yok... Birbirimizin günahlarını affetmemizin ne anlamı var ki?
It's the confession, not the priest... that gives you absolution.
Sana mutlaklık veren rahip değil, itiraftır...
It's the confession, not the priest that gives you absolution.
Sana mutlaklık veren rahip değil, itiraftır...
It's the confession, not the priest, that gives you absolution.
Bağışlanmanı Sağlayan günah çıkarma, rahip değil.
I'm here to give you absolution for your sins.
Ben buraya günahlarını bağışlamak için geldim.
Give me absolution and I'll give it to you.
Sen benim günahlarımı bağışla, ben de sana istediğini vereyim.
Father Dunn is willing to receive you into the church and give you absolution.
Peder Dunn sizi almaya razı. kiliseye git ve bağışla.
Tommy, I can't give you absolution in advance.
Tommy, bir günahı işlemeden seni bağışlayamam.
Father Dunn is willing to receive you into the church and give you absolution.
Peder Dunn seni kiliseye kabul edip günah çıkarmak istiyor.