What? You know, you're such a know-everything.
Bir tabak daha kirazlısından istiyorum.
You know, you're such a know-everything.
Biliyor musun, sen çok-bilmişin birisin.
You're such a know-everything.
Ne? Biliyor musun, sen çok-bilmişin birisin.
Andere resultaten
You cannot profess to know everything about the topic without proper research.
Doğru dürüst araştırma yapmadan konunun her şeyini bildiğini iddia edemezsin.
The third person narrator knows everything about the characters and the plot.
Üçüncü şahıs anlatıcı, karakterler ve olay örgüsü hakkında her şeyi bilir.
Some students crack under pressure in oral exams, even though they know everything.
Bazı öğrenciler her şeyi bilmelerine rağmen sözlü sınavlarda baskıya dayanamayıp dökülür.
He always tramps all over people's suggestions, acting like he knows everything.
Sanki her şeyi biliyormuş gibi insanların önerilerini sürekli ezip geçiyor.
A gossipy atmosphere is common in small towns where everyone knows everything.
Herkesin birbirini tanıdığı küçük kasabalarda dedikoducu bir ortamın olması çok yaygındır.
Inseparable friends often finish each other's sentences and know everything about one another.
Böyle ayrılmaz arkadaşlar sık sık birbirlerinin cümlelerini tamamlar ve birbirleri hakkında her şeyi bilirler.
Look, Clay knows everything about my life here, Logan.
Bak Logan, Clay buradaki hayatım hakkında her şeyi biliyor.
Sonia, he knows everything about the research, The Coroner.
Sonia, araştırma ve Koroner ile ilgili her şeyi biliyor.
As a counselor... I know everything that goes on here.
Bir danışman olarak, burada olan biten her şeyi bilirim.
This is most likely a person who knows everything about work.
Bu büyük olasılıkla iş hakkında her şeyi bilen bir kişi.