The rake handle provides leverage to make yard work easier.
Tırmığın sapı, bahçe işlerini yaparken sana güç ve kaldıraç sağlar.
The team used their past success as leverage to win support.
Ekip, geçmişteki başarılarını destek toplamak için kaldıraç olarak kullandı.
With leverage on their side, the team pushed for changes effectively.
Ellerindeki koz sayesinde ekip, değişiklikleri etkili bir şekilde zorladı.
Maintaining a favourable position during negotiations gave them leverage over competitors.
Görüşmeler boyunca avantajlı konumlarını korumaları, rakiplerine karşı önemli bir koz sağladı.
During negotiations, a delaying tactic was used to gain additional leverage.
Müzakereler sırasında, ek avantaj elde etmek için bir oyalama taktiği kullanıldı.
They sought leverage by forming strategic partnerships with larger firms.
Daha büyük firmalarla stratejik ortaklıklar kurarak kendilerine avantaj sağlamaya çalıştılar.
They're gaining leverage until he'll do anything they want.
İstedikleri her şeyi yapacak hale gelene kadar koz topluyorlar.
Having the gun gives us leverage in reaching an agreement.
Silah olması, bir anlaşmaya varmak için avantaj sağlar.
If we don't have leverage by then, take the offer.
Elimizde koz olmazsa, o zaman teklifi kabul edersiniz.
The police do lack the leverage to compel a full financial disclosure.
Tam bir finansal ifşaya zorlamak için polisin avantaja ihtiyacı var.
They use the contract as leverage to negotiate better terms.
Daha iyi koşullar koparmak için sözleşmeyi bir koz olarak kullanıyorlar.
A strong picket line often helps workers gain leverage in labor disputes.
Güçlü bir grev hattı, çoğu zaman işçilere toplu pazarlıkta önemli bir avantaj sağlar.
Clearly, one of them is trying to leverage your grief.
Belli ki onlardan biri yasını koz olarak kullanıyor.