The novel explores the chasm between reality and perception in modern society.
Roman, modern toplumda gerçeklikle algı arasındaki derin uçurumu inceliyor.
The negative perception of the brand caused a drop in sales last quarter.
Markaya yönelik olumsuz algı, geçen çeyrekte satışların düşmesine neden oldu.
Ordinary human reasoning and perception just doesn't work that way.
Sıradan insan akıl yürütme ve algılama sadece bu şekilde çalışmaz.
Political campaigns live and die by media coverage and public perception.
Siyasi kampanyalar medya ilgisi ve kamuoyu algısı uğruna yaşayıp ölür.
Her negative perception of the movie changed after reading positive reviews.
Filmle ilgili olumsuz algısı, olumlu eleştirileri okuduktan sonra değişti.
Double vision can impair depth perception, causing balance problems.
Çifte görme, derinlik algısını bozarak denge sorunlarına yol açabilir.
Depth perception relies on the brain interpreting the third dimension effectively.
Derinlik algısı, beynimizin üçüncü boyutu doğru biçimde yorumlamasına dayanır.
The media's coverage of populism affects public perception of political legitimacy.
Medyada halkçılığın ele alınış biçimi, halkın siyasal meşruiyet algısını etkiliyor.
The artist's heightened perception allowed her to notice subtle color differences.
Sanatçının olağanüstü algısı, en ufak renk farklarını bile görmesini sağlıyordu.
The debate centered on semantics and how language influences perception.
Tartışmanın odağında, kelimelerin anlamı ve dilin algıyı nasıl etkilediği vardı.
The value of intangible property can fluctuate based on market perception.
Maddi olmayan mülklerin değeri, piyasanın algısına bağlı olarak dalgalanabilir.
Divination is considered a mystical form of intuitive perception about unknown events.
Kehanet, bilinmeyen olaylara dair mistik bir sezgisel algı biçimi olarak görülür.
An outlier in survey responses can skew the perception of public opinion.
Anket yanıtlarındaki tekil bir aykırı değer, kamuoyu algısını çarpıtabiliyor.