Well, at least I need not explain why I must refuse his invitation.
En azından neden daveti reddetmek zorunda olduğumu açıklamam gerekmeyecek.
I'm sorry, Commander, but I must refuse.
Üzgünüm, Komutan, ancak reddetmek zorundayım.
The organization reserves the right to limit or refuse any registration.
Organizasyon herhangi bir kaydı kısıtlama veya reddetme hakkını saklı tutar.
Please don't refuse this poor old man.
The city struggles to manage the increasing amount of refuse collected each week.
Şehir, her hafta toplanan giderek artan çöp miktarını yönetmekte zorlanıyor.
Children usually avoid playing near the refuse heap because of the unpleasant smell.
Çocuklar genelde kötü kokudan dolayı çöp yığınının yakınında oynamaktan kaçınırlar.
The refuse collector wears a bright uniform for safety reasons.
Çöp toplayıcısı, güvenlik için parlak renkli bir kıyafet giyiyor.
The refuse heap behind the house grew larger each day after the festival.
Festivalden sonra evin arkasındaki çöp yığını her gün biraz daha büyüdü.
Local authorities planned to clear the refuse heap before the rainy season begins.
Yerel yetkililer, yağmur mevsimi başlamadan önce çöp yığınını temizlemeyi planladı.
Volunteers organized a cleanup drive to reduce the refuse heap near the community park.
Gönüllüler, mahalle parkının yanındaki çöp yığınını azaltmak için bir temizlik kampanyası düzenledi.
Local authorities appreciate every refuse collector for their valuable service.
Yerel yönetimler, verdikleri değerli hizmet için her çöp toplayıcısını takdir ediyor.
Communities that refuse reconciliation may be doomed to repeat history's cycles of vengeance.
Barışmayı reddeden toplumlar, intikam döngülerinde tarihi tekerrür etmeye mahkûm olabilirler.
The union decided to boycott suppliers who refuse fair wages.
Sendika, adil ücret vermeyi reddeden tedarikçileri boykot etme kararı aldı.