A void exists between the two planets, mostly filled with gas.
İki gezegenin arasında, çoğunlukla gazla dolu bir boşluk bulunur.
The extinction of that way of life left a void in regional identity.
O yaşam tarzının sona ermesi, bölgesel kimlikte büyük bir boşluk yarattı.
The poet described the void as a place of infinite possibilities.
Şair, boşluğu sonsuz olasılıkların bulunduğu bir yer olarak betimledi.
Scientists study the void between galaxies to understand dark matter.
Bilim insanları, karanlık maddeyi anlamak için galaksiler arasındaki boşluğu inceliyor.
He described parenthood as leaping into the void without a safety net.
Ebeveynliği, güvenlik ağı olmadan boşluğa atılmak diye tarif etti.
This void within me urges me to find new connections and friendships.
İçimdeki bu boşluk, yeni bağlar ve dostluklar kurmam için beni itip duruyor.
Choosing exile over silence, the poet decided to leap into the void.
Şair, suskunluk yerine sürgünü seçerek boşluğa atılmaya karar verdi.
To many villagers, installing wind turbines felt like leaping into the void.
Birçok köylü için rüzgâr türbinleri kurmak, boşluğa atılmak gibi geliyordu.
Quitting her tenure to start a tiny bookstore was leaping into the void.
Kadrolu işini bırakıp küçük bir kitapçı açmak, onun için boşluğa atılmaktı.
The gaping void left by his absence was felt by everyone in the office.
Onun yokluğunun açtığı koca boşluk, ofisteki herkes tarafından hissediliyordu.
His heart was overwhelmed by an aching void after losing his best friend.
En yakın arkadaşını kaybettikten sonra yüreğini tarifsiz bir boşluk kapladı.
The aching void in his heart pushed him to seek meaning in life again.
Kalbindeki o büyük boşluk, ona yeniden hayatta anlam aramaya itti.
The general leapt into the void, ordering a daring retreat through unknown mountains.
General, bilinmeyen dağlardan cüretkâr bir geri çekilme emri vererek boşluğa atıldı.