Bir harita, ünlü gemi enkazının tam yerini define avcılarına gösteriyordu.
A map showed the exact location of the famous shipwreck to treasure hunters.
Müzenin deniz kenarındaki eski korsan hikâyeleri, yapılan define avına ilham verdi.
The treasure hunt was inspired by old pirate stories from the seaside museum.
Harvard'daki define avları gerçekten zor olurdu.
Scavenger hunts at Harvard were really tough.
Onu adadaki bir define avına götüren eski bir harita buldu.
She found an old map that led to a treasure hunt on the island.
Genç kâşifin doğum günü kutlamasına, yapılan define oyunu ayrı bir heyecan kattı.
A treasure hunt added thrill to the birthday celebration of the young explorer.
Metal arama, egzersizle define avını birleştiren en sevilen uğraşlarından biri haline geldi.
Metal detecting has become a favorite pastime that combines exercise with treasure hunting.
Eski haritanın etrafını saran bilmece, pek çok define avcısını kendine çekti.
The enigma surrounding the old map drew many treasure hunters.
Aslında, bizi biraraya getiren, gömülü define ve korsanlar.
Well, actually, buried treasure and pirates brought us together...
Bir define haritası, günlük hediyeler ve karakter iyileşme oynadı.
Played a treasure map, daily gifts and improvement of character.
Buradan o define ile ayrılacak olan sadece benim.
The only one leaving with that treasure is me.
Kimlik arayışına çıkan çoğu insan define avına çıkan çocuklara benzer.
Most people who go on identity quests are like children going treasure hunting.
Belki de içinin sırlarla ve define haritalarıyla dolu olduğunu düşünmüştür.
Perhaps he thought it was filled with arcane secrets and treasure maps.
Eğer biri sorarsa, define aradığımızı söyle.
If anyone asks, say we're looking for treasure.