One of them even offered to burn a CD for me.
Bir tanesi bana bir CD yazmayı bile teklif etti.
So rocks can yield up history, just like a CD can.
Yani kayalar aynı bir CD gibi bize tarihi anlatabilir.
She just got a six-figure record deal for her first CD.
İlk CD'si için altı hanelik rekor bir anlaşma yapmış.
He fired me after you gave me that phony CD.
Sen, o sahte CD'yi verdikten sonra beni kovdu.
That cake shop... is now a second-hand CD store.
O pasta dükkanı... şimdi bir ikinci el CD mağazası.
A professional doesn't leave behind a CD with fingerprints on it.
Profesyonel biri, parmak izlerini taşıyan bir CD'yi ardında bırakmaz.
Peyton, I'm offering to let you borrow a CD.
Peyton, sana bir cd ödünç vermeye çalışıyorum.
I don't need glasses to see you stealing a CD.
Sizin CD çaldığınızı görmek için gözlüğe ihtiyaç yok.
Still, at least you got your CD back.
Yine de en azından CD'ni geri almış oldun.
Look, he just wanted to copy some computer disks onto a CD.
Bak, o sadece bir kaç disketi CD'ye kopyalamak istedi.
He'd spend his whole allowance every week to buy a new CD.
Tüm parasını her hafta yeni bir CD almaya harcardı.
Replace the tracks under the seat, maybe throw in a CD player.
Koltuğun altındaki rayları değiştir, belki bir CD çalar falan koy.
This CD was actually sent to one of our press mailboxes.
Aslında bu CD, basın posta kutularımızdan birine gönderildi.