Examples with "implacable enemy" and their translation in Turks
We konden deze vermelding niet vinden. Er worden benaderende resultaten weergegeven. Controleer je spelling of stel voor deze term aan het woordenboek toe te voegen.
He fought disease and starvation in addition to an implacable enemy.
Düşman dışında baş gösteren hastalıklar ve açlık ile de mücadele etmiştir.
He is an implacable enemy of this world, and if he continues to live in it, that is only to destroy it more effectively.
Bu dünyanın amansız bir düşmanıdır, ve onun içinde yaşamayı sürdürüyorsa eğer bu sadece onu daha etkili bir biçimde yıkabilmek içindir.
He forgave an implacable enemy.
Beni acımasız bir düşmanın insafına mı bıraktın .
Your ideal had an implacable enemy, which your code of morality was designed to destroy.
İdealinizde, amansız bir düşman vardı, sizin ahlâkî düsturunuz onu yok etmek üzere tasarımlanmıştı.
Some 600 thousand of our compatriots went to front in 1941-1945, fighting bravely with implacable enemy.
1941 ve 1945 tarihleri arasında 600 bin yurttaşımız savaşa giderek acımasız düşmana karşı kahramanca savaştılar.
He will be an implacable enemy of this world and if he continues to live in it that will only be to destroy it... The revolutionary despises all doctrinaires; he has rejected the science of the world, leaving it to the next generation.
Bu dünyanın amansız bir düşmanıdır, ve onun içinde yaşamayı sürdürüyorsa eğer bu sadece onu daha etkili bir biçimde yıkabilmek içindir.(3) Devrimci, doktrinciliği tümüyle horgörür ve gelecek kuşaklara bırakmak üzere dünya bilimlerini reddetmiştir.
1833, after receiving news of his brother's mysterious death during military training after having threatened to expose his captain for misuse of army funds, Proudhon became an implacable enemy of the existing order
1833'de kardeşinin askeri fonlarını suistimal eden yüzbaşısını ihbar etmekle tehdit etmesinin ardından gizemli bir şekilde öldüğü haberini almasından sonra, Proudhon varolan düzenin amansız bir düşmanı haline geldi.
Archimedes is Rome's most implacable enemy.
Arşimet, Roma'nın en amansız düşmanıdır.
The Man of Steel's most implacable enemy, the Dark Knight, has teamed up with the warlord of Thanagar to bring Kryptonite-powered destruction to Superman's regime and all of its work.
Çelik Adam'ın en azılı düşmanı Kara Şövalye, Thanagarlı savaş lorduyla birlik olup Superman'in rejimine ve tüm yaptıklarına kriptonitle güçlendirilmiş bir yıkım getirmek için bir araya gelecek.
General Hoffmann was an implacable enemy of Bolshevism.
General Hoffmann, Bolşevizmin amansız bir düşmanıydı.
Hera will be his implacable enemy and the dangers, the enemies, she will put in his way will not cease.
Hera onun amansız düşmanı olmuştur ve onun yoluna çıkardığı tehlikeler, düşmanlar son bulmamaktadır.
'The static, the enemy of change, is the enemy of life, and therefore our implacable enemy.
"Değişimin düşmanı olan durağanlık, hayatın da düşmanıdır ve dolayısıyla bizim amansız düşmanımızdır."
He is their implacable enemy and if he continues to live with them, it is only in order to destroy them more speedily.
Bu dünyanın amansız bir düşmanıdır, ve onun içinde yaşamayı sürdürüyorsa eğer bu sadece onu daha etkili bir biçimde yıkabilmek içindir.
Potentieel gevoelige of ongepaste informatie
Er worden alleen voorbeelden gegeven om u te helpen het woord of de woordcombinatie waarop u hebt gezocht, te vertalen. Deze worden niet door ons geselecteerd of gevalideerd en kunnen ongepaste taal bevatten. Wij vragen u melding te maken van voorbeelden die dienen te worden aangepast of verwijderd. Vertalingen met grof of informeel taalgebruik worden meestal rood of oranje gemarkeerd.