She started her apprenticeship with a master carpenter to learn woodworking.
Ahşap işleri öğrenmek için usta bir marangozun yanında çıraklığa başladı.
She learned to cook advanced recipes under the supervision of a master chef.
İleri seviye yemekleri, usta bir şefin gözetiminde pişirmeyi öğrendi.
After retirement, my father became master of his time and started painting.
Emeklilikten sonra babam zamanının efendisi oldu ve resim yapmaya başladı.
To measure steeping time, the tea master used a sand timer.
Demleme süresini ölçmek için çay ustası bir kum saatinden yararlandı.
The grill master flipped each frankfurt carefully for even cooking.
Izgara ustası, eşit pişmesi için her bir sosisi dikkatle çevirdi.
Spectators watched in awe as the chess master executed a perfect checkmate.
Seyirciler, satranç ustasının kusursuz şah matını uygulayışını hayranlıkla izlediler.
The master violinist demonstrated the delicate control of a violin bow.
Usta kemancı, keman yayını ne kadar hassas kontrol edebildiğini gösterdi.
During the championship, the chess master remained focused and confident throughout.
Şampiyona boyunca satranç ustası, baştan sona odaklanmış ve özgüvenli kaldı.
Everyone admired the chess master for her brilliant strategies and calm demeanor.
Herkes, parlak hamleleri ve sakin tavırları nedeniyle satranç ustasına hayranlık duyuyordu.
A master carver can turn rough materials into exquisite decorations.
Usta bir yontucu, kaba malzemeleri göz alıcı süslemelere dönüştürebilir.
A true chess master can anticipate an opponent's moves several steps ahead.
Gerçek bir satranç ustası, rakibinin hamlelerini birkaç adım önceden kestirebilir.
The reprimanded apprentice worked diligently to regain the trust of his master.
Azar işiten çırak, ustasının güvenini yeniden kazanmak için canla başla çalıştı.
Before becoming a master, one must love the work as an apprentice does.
Usta olmadan önce, insan işini en az bir çırak kadar sevmeli.