Cam atölyesi çalışmalarında katılımcılara genellikle basit cam objeler yapmayı öğretirler.
Glass-making workshops often teach participants how to create simple glass objects.
Keşif oyunu, herkesin yakın çevreden alışılmadık doğal objeler toplamasını gerektiriyordu.
The scavenger hunt required everyone to collect unusual natural objects nearby.
Folyo baskıları lüks objeler olarak görülen büyük ve pahalı kitaplardı.
Folio editions were large and expensive books that were seen as prestige items.
Yani büyülü objeler onları bilen... insanların elinde kalsın diye.
So magical items stay in the hands of the people who comprehend them.
Bazen objeler insanlara korkunç, ağza alınmayacak şeyler yapıyorlar.
Sometimes artifacts, they - they can do terrible, unspeakable things to people.
Müzedeki sergide, bir köpekbalığı saldırısından kurtulanların yürütülen kurtarma operasyonuna ait objeler de yer alıyordu.
The museum exhibit included artifacts from a shark attack survivors' rescue operation.
Oyun hamuruyla, yeni başlayanlar bile rahatlıkla ilginç objeler yoğurup şekillendirebilir.
With modeling clay, even beginners can sculpt interesting objects easily.
Bu objeler daha sonra hakikaten ve tamamen bize görünmez olacaklardır.
These objects will then be truly and completely invisible to us.
En küçük objeler bile son derece güçlü anıların tetikleyicisi olabilir.
Sometime even the most mundane objects can trigger incredibly powerful memories.
İnsanlar, objeler ve canlı varlıkların tümü bu iki özelliğe sahiptir.
Humans, objects, and living beings all have these two features.
Kalıcı olarak mücadele etmemiz gereken objeler, yerler ve durumlar.
Objects, places, and situations with which we have to struggle permanently.
Daha sonra bronz objeler çok geniş çapta ihraç edildi ve ticareti destekledi.
Bronze objects were then exported far and wide, and supported the trade.
Bütün sorunlarını sivri objeler saplayarak çözmeye çalışıyor.
Solving all her problems by sticking things with sharp objects.