Lagging behind in skills, the apprentice needed additional training.
Yetenek açısından geride kaldığı için çırak fazladan eğitime ihtiyaç duydu.
She felt like a sorcerer's apprentice when managing the large project alone.
Büyük projeyi tek başına yönetirken kendini tam bir acemi çırak gibi hissetti.
My father became an apprentice like every son before him.
Babam da ondan önce gelen her oğul gibi çıraklık yapmaya başladı.
Graduating from the apprentice program made him a full-fledged member of the craft guild.
Çıraklık programından mezun olması, onu zanaat loncasının tam üyesi haline getirdi.
I now have an apprentice who comes by one evening a week.
Mesela, benim bir öğrencim var, haftada bir gün geliyor.
I am sending my apprentice, Darth Maul, to join you.
Öğrencim, Darth Maul'u, size katılması için yolluyorum.
The mentor will chaperone the apprentice during the crucial supplier talks.
Mentor, kritik tedarikçi görüşmeleri sırasında çırağa yakından eşlik edecek.
The apprentice acquired welding skills after months of hands-on experience.
Çırak, aylar süren uygulamalı çalışmadan sonra kaynak yapma becerileri kazandı.
Everyone agreed the apprentice was wise beyond his years about human nature.
Herkes, çırağın insan doğası konusunda yaşına göre akıllı olduğunda hemfikirdi.
The mentor's advice left a lasting impression on the young apprentice.
Mentorunun öğütleri, genç çırağın hayatında silinmeyecek bir iz bıraktı.
During the ceremony, each apprentice was given a small wand to use.
Tören sırasında her bir çırağa kullanması için küçük bir asa verildi.
The elderly tinker taught his apprentice the art of restoring old devices.
Yaşlı tamirci, eski cihazları hayata döndürmenin inceliklerini çırağına öğretti.
The apprentice carpenter built a sturdy chair under his master's guidance.
Çırak marangoz, ustasının yol göstermesiyle sağlam bir sandalye yaptı.