This theory offers a coherent framework that explains the experimental results.
Bu teori, deneysel sonuçları açıklayan tutarlı bir çerçeve sunuyor.
A regulating framework was established to guide the banking sector's operations.
Bankacılık sektörünün işleyişine yön vermek için bir düzenleyici çerçeve oluşturuldu.
Our schema supports multiple data types within the same framework.
Şemamız, aynı yapı içinde birden fazla veri türünü destekliyor.
The modular framework supports learning through distinct and focused course units.
Modüler yapı, öğrenmeyi birbirinden ayrılmış ve odaklı ders birimleri üzerinden destekler.
The new clauses constitute a major change in the legal framework.
Yeni maddeler, hukuki çerçevede ciddi bir değişiklik anlamına geliyor.
The crumbling framework of the organization was evident during the crisis.
Kurumun dağılan yapısı, kriz sırasında tüm açıklığıyla ortaya çıktı.
The legalized framework for digital currencies is evolving rapidly worldwide.
Dijital para birimlerine ilişkin yasal çerçeve dünya genelinde hızla gelişiyor.
Codified rules provide a framework that supports fair decision making.
Yazılı kurallar, adil karar vermeyi destekleyen bir çerçeve sunar.
The legal framework is key to ensuring fair competition among businesses.
İşletmeler arasında adil rekabetin sağlanmasında hukuki çerçeve kilit rol oynar.
Case studies anchor in reality the theoretical framework presented in this chapter.
Vaka çalışmaları, bu bölümde sunulan kuramsal çerçevenin ayaklarını yere bastırır.
Regulators came around after international agencies endorsed the updated safety framework.
Düzenleyiciler, uluslararası kurumlar güncellenmiş güvenlik çerçevesini onaylayınca yola geldi.
The narrowing framework restricted employees' ability to work independently.
Kurulan daraltıcı çerçeve, çalışanların bağımsız hareket edebilme imkânını kısıtladı.
The subparagraph is crucial for understanding the overall legal framework.
Genel hukuki çerçeveyi kavrayabilmek için bu fıkra kilit önem taşıyor.