The university serves as a nexus of knowledge and innovation.
Üniversite, bilgi ve yeniliğin buluştuğu bir merkez işlevi görüyor.
In social work, empathy is as important as knowledge.
Sosyal hizmette empati, bilgi kadar önemli bir yere sahiptir.
Through mentoring, interns gain practical knowledge that textbooks often lack.
Mentorluk sayesinde stajyerler, kitaplarda pek bulunmayan pratik bilgiler edinir.
Some concepts in physics are difficult to comprehend without prior knowledge.
Fizikteki bazı kavramları, önceden bir bilginiz yoksa kavramak zordur.
Scientists engage in the pursuit of discovery to advance human knowledge.
Bilim insanları, insanlığın bilgisini ilerletmek için keşif arayışına girerler.
It's unwise to gamble on uncertain events without proper knowledge.
Doğru düzgün bilgin yokken belirsiz olaylara para bağlamak akıllıca değil.
Her thirst for knowledge grew stronger with every book she read.
Okuduğu her kitapla birlikte bilgiye olan açlığı daha da arttı.
The knowledge base helps reduce the time spent on customer queries.
Bilgi tabanı, müşteri sorularına harcanan zamanı azaltmaya yardımcı oluyor.
Students often focus on book knowledge rather than learning through doing.
Öğrenciler çoğu zaman, yaparak öğrenmek yerine kitabi bilgiye odaklanıyor.
Core courses usually cover fundamental knowledge essential for the chosen field.
Zorunlu dersler genellikle seçilen alan için gerekli temel bilgileri kapsar.
The pub quiz attracted many regulars who love challenging their knowledge.
Pub quiz, bilgilerini zorlamayı seven birçok müdavimi kendine çekti.
The reshaped curriculum focuses more on practical skills than theoretical knowledge.
Yeniden düzenlenen müfredat, teorik bilgiden çok pratik becerilere odaklanıyor.
It's difficult to make a mental leap without enough background knowledge.
Yeterli altyapı bilgisi olmadan böyle bir zihinsel sıçrama yapmak zor.