İş arama sürecinin kendisi full-time bir iş gibidir.
And a job search is like a full-time job in itself.
Para kazanmaya hızlı full-time bir iş yapmak için tek neden değildir.
Earning money fast is not the only reason to make a job full-time.
Sadece bu yaşlı fıçıyı eski parçalarla uçabilecek halde tutmak bile full time bir iştir.
Just keeping this old tub flying with old parts is a full-time job in itself.
Bu dereceyi almak için genelde dört yıllık full time eğitim gerekmektedir.
It takes four years of full-time study to obtain this degree.
Bence senin gibi böyle büyülü olmak, full-time bir iş gibi.
I think being so charming, as we are, is kind of a full-time job.
Bu haber olayı, kanalın prime time programının izlenme oranlarında artışa yol açtı.
The news event caused a spike in viewership for the channel's prime-time show.
Birlikler arasındaki koordinasyon, özel time katıldıklarında belirgin biçimde arttı.
Coordination between units improved when they joined the special team.
Laboratuvardaki otomatik kamera, kristallerin büyümesini time-lapse olarak kaydediyor.
An automatic camera in the lab captures time-lapse photos of crystal growth.
Bunun part-time bir iş olmadığını anladığın sürece.
As long as you understand it's not a part-time job.
Kanallar arasındaki reyting yarışı, her akşam prime time saatlerinde daha da kızışıyor.
The ratings war between channels intensifies during prime time every evening.
İşte lise öğrencileri için bazı part-time işler vardır.
Here is a list of part-time jobs for high school students.
Part-time limuzin şöförü için bu büyük bir para.
That's a big-time salary for a part-time limo driver.
Aslında şair olmak isteyen, part-time çalışan bir çevirmenim.
I'm a part-time translator who really wants to be a poet.